Konstantin’den Fatih’e Çağların Sembolü Ayasofya’i Kebir

Ayasofya ibadete açılacak mı? İşte en son açıklama - Takvim     

Ayasofya hıristiyanlığın ilk  patrikhane binası veya ibadethanesidir. Bu ömrünü günümüze kadar sürdürmüş heybetli ve her adımıyla tarihi baş yapıt ilk olarak  Roma İmparatorluğu'nda  Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden  Konstantin tarafından inşa edilmiştir. Yapılan bu ilk yapıt günümüz Ayasofya'sının ilk halidir fakat bu yapı çok fazla ayakta kalamamış ve o zamanlarda gerçekleşen bir ayaklanma sonucunda yakılmıştır. Bu aslında günümüzde ki ayaklanmalarda ortalığı yakan insanların yaklaşık 1700 yıl öncesinde de bu dünyada olduğunu göstermektedir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hayat ne kadar kolaylaşırsa kolaylaşsın fikirler, düşünceler ve eylemler insanlık tarihiyle yaşıttır.

    İmparator Konstantin'in yaptırmış olduğu birinci binanın yıkılmasından sonra bir başka Roma İmparatoru olan Theodosios tarafında ikinci kez inşa edilmiştir. Yapılan bu ikinci bina da Nika Ayaklanması’ında  harap edilince üçüncü ve son olarak Ayasoya’yı Justinyanus inşa eder.Aslında günümüze kadar gelen Ayasofya'nın işte bu üçüncü yapılan Ayasofya olduğu söylenmektedir. Günümüze kadar varlığını sürdürmüş olan bu yapıyı  MS. 537 de tamamlamışlardır. Söylenen o ki Ayasofya’nın yapımında dünyanın dört bir tarafından malzeme getirmişlerdir. Hatta Efes Antik kentinden kolonların getirildiği de rivayet edilmektedir.

     Denilir ki üçüncü Ayasofya’yı inşa eden İmparator Justinyanus’un amacı o zaman için dünyada eşi benzeri olmayan bir tapınak yapmaktır. Bu konuda da Ayasofya’ya en büyük engel Süleyman Tapınağıdır. Bu nedenle İmparator Ayasofya’nın açılışında:

-‘’Ey Süleyman seni geçtim'' diye haykırmıştır.

     Ve  1453 yılında Allah’ın izni ile Sultan Mehmet ve silah arkadaşlanın kutlu fethinden üç gün sonra Ayasofya da kılınan bir Cuma namazı ile Ayasofya artık bir cami vasfını kazanmıştır. İçerisinde ki mihrap ve minberin sonradan yerleştirilmiş olduğu mihrabın kıble duvarına tam oturmuyor olmasından aşikar. 1453 yılından 1931 yılına kadar cami olarak hizmet vermiş yapıda Osmanlı’nın mimarları ki bunların en başında gelen Mimar Sinan çökmelere ve yıkılmalara karşı tadilat işlemleri yapsalarda özüne dokunmamışlardır. Ayrıca özüne dokunmadıkları gibi kültürümüzün baş temsilcileri olan camilerin inşasında da Ayasofya’nın büyüleyici atmosferi örnek alınmıştır. Burada şunu da belirtmek isterim; şanlı tarihimize leke sürdürecek ne bir yağma nede bir katliam nede buna benzer herhangi bir faaliyette bulunmayan bir ecdada sahip olmanın haklı gururunu yaşamak gerekmektedir.

         1931 yılında dönemin karar mekanizmaların aldığı bir kararla müzeye çevrilen Ayasofya-i Kebir camii çok şükür ki felaketleriyle meşhur 2020 yılında tekrardan camii sıfatını almış ve simgelediği kutsal fethi bir kez daha tüm dünyaya hatırlatmıştır.

         Gittiği coğrafyalar da insan oğlunun hazmetmesinin çok zor olduğu dini ayrışmayı bir ayrışmadan ziyade bir birleşmeye kenetlenmeye ve özgürlüğe dönüştüren ve adaletle her topluma hükmeden Hun’dan, Göktürk’e Selçuk’a ve üç kıtanın hakimi Osmanlı’ya minnetten başka duygu beslemenin ne kadar yanlış olduğunu tarih sayfalarından eserlere hatta mezarlara kadar görüyoruz. Orhun kitabelerinde ki erdemi alıp Osmanlı’nın kadısının adaletine ışık eden Allah ne yüce…

 

Adem Uğur ŞEKER


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırk Çeri İle Kür-Şad

Hasan İbn-i Sabbah

Salıverin Küçük Enişteyi!!! (Büyük İskender)